İnsanın yaşadığı yıllar bürüt yaşamı, kendine ayırdığı zaman, okuduğu kitaplar, izlediği filmler, yaşadığı aşklar, sevişmeler, hüzünler, ve geri kalanı ise net yaşamı diyorlar. Ne kadar Manidar..
Net bürütün yansıması değil mi? Bürütten arta kalanlar. Tıpkı Vücuda giren besin gibi. Vitamini alıp, posayı atıyorsun. Fakat, yaşamda bazen tersi oluyor. Bakıyorsun ki hep posa, pişmanlıklar başlıyor..
Pişmanlık?
Hem çok uzak, hem çok yakın.
Bir rüzgar esiyor. Ürperiyorsun. Sonra durup etrafına bakıyorsun. Çok kalabalık. Herkes bir şey peşinde. Sense sebepsiz yere mutlu oluyorsun. Neden? Çünkü az önce rüzgar esti. Ciğerlerin oksijen doldu. Ürpertiyi sevdin. Tüm vücudun yanıt verdi rüzgara. Saçların savruldu. Dudakların gerildi. Göğüslerin bile irkildi..
İşte böyle zamanlarda bir şimşek çakıyor beynimde. Bir film karesi.
Annemlerle bir pazar öğleden sonrası, AOÇ (Atatürk Orman Çiftliği)'ne gidiyoruz. Babam arabayı kullanıyor. O zaman hala aileyiz. Annem önde. O zaman bir kardeşim yok. Dondurma alalım mı diyor annem? Benim diyemediğimi diyor, dillendiriyor. Eveeeeet diyorum arkadan. Heyecandan olacak kendimi dikiz aynasının karşısında tam ortaya atıyorum. Annem, Babama diyor ki, 'Çocuk olmak ne güzel Ali. Dondurma için ne kadar mutlu oldu..'
Rüzgar estiği, yağmur yağdığı anlarda veya sevdiğim adama bakarken, veya Annemle kahve içerken, anlık mutluluklarımda hep aklıma bu sahne geliyor.
Pişmanlıklardan uzak dakikalar, koşulsuz mutluluklar yaşıyorum..
Bir törendir hayat, içerisinde bin bir oyun sergilenir. Bizler ise, Mani Teatral oyunun hüzünlü oyuncuları..
24 Kasım 2010 Çarşamba
12 Kasım 2010 Cuma
İsimsiz
Metroya biniyorum. Takım elbiseli iki kişi daha biniyor. Birisi kadın. Kadın gergin. Adamsa daha rahat. Belli ki bir toplantıya gidiyorlar. Günün onlar için en verimli zamanları. Benim için? Derken, onlara çok baktım deyip, yeni örneklemler arayışına giriyorum. Metro sıkıcı ya! Ne yaparsın..
Başımı sağa çevirdiğimde, bacağıma baskı yapan bir çizim çantası olduğunu görüyorum. Yanımdaki kadına ait. Derken, yanımdaki kadını seçiyorum. Ayağından başına kadar süzüyorum. Ayakkabılar düz. Bir kadına göre o kadar düz ki! Femine'likten eser yok. Pantalon Kanvas, mora kaçıyor. İncecik kadın, o kadar ince ki çelimsiz denebilir. Bir yiyicek olsa bu kadın; kekrem dersin. Ellerine takılıyorum. Boyalı elleri. Fakat, tırnakları değil. O çizim-boyama her ne ise, çantayı görmesen işci zannedersin. Renkleri inceliyorum. Hep uçuk renkler. Mavi yoğunlukta, pembe, lila. Baskın değil. Tıpkı, kadın gibi silik..
Tırnakları yenmiş. Ojesiz..
Benim? O an benim de ojesiz. Silik.. Renksiz.. Neden? Aklıma bir çocuğun söylediği laf geliyor bir an. Neden boyamadın tırnaklarını? Senin yüzüden demek istiyorum. Sen aldın renklerini! ama diyemiyorum o vakit.
Sonra kadına tekrar bakıyorum. Bir an kendime çok yakın hissediyorum kadını. Sarılasım geliyor. Komik!
Başımı sağa çevirdiğimde, bacağıma baskı yapan bir çizim çantası olduğunu görüyorum. Yanımdaki kadına ait. Derken, yanımdaki kadını seçiyorum. Ayağından başına kadar süzüyorum. Ayakkabılar düz. Bir kadına göre o kadar düz ki! Femine'likten eser yok. Pantalon Kanvas, mora kaçıyor. İncecik kadın, o kadar ince ki çelimsiz denebilir. Bir yiyicek olsa bu kadın; kekrem dersin. Ellerine takılıyorum. Boyalı elleri. Fakat, tırnakları değil. O çizim-boyama her ne ise, çantayı görmesen işci zannedersin. Renkleri inceliyorum. Hep uçuk renkler. Mavi yoğunlukta, pembe, lila. Baskın değil. Tıpkı, kadın gibi silik..
Tırnakları yenmiş. Ojesiz..
Benim? O an benim de ojesiz. Silik.. Renksiz.. Neden? Aklıma bir çocuğun söylediği laf geliyor bir an. Neden boyamadın tırnaklarını? Senin yüzüden demek istiyorum. Sen aldın renklerini! ama diyemiyorum o vakit.
Sonra kadına tekrar bakıyorum. Bir an kendime çok yakın hissediyorum kadını. Sarılasım geliyor. Komik!
8 Kasım 2010 Pazartesi
Cevdet Kudret Edebiyat ödülleri
Cumartesi günü Tüyap'ta, Kitap fuarındaydım. Bu sefer, farklı duygular ile gezdim fuarı. Farklı görüler edindim. İmza günlerini tuhaf bulan ben, bu sefer hak verdim yazarlara, karikatüristlere, şairlere... O, binlerce kişilik sırada bekleyen okurlara bile.. Bir insana, o insanın düşüncelerine, beynine, hayal gücüne hayran olmak ne güzel şey. Benim de hayran olduğum Yazarlar, şirler, öykücüler hep olmuştur. Fakat, ne yalan söyleyeyim. İmza kuyruğunda bekleyecek kadar değil.
O günün farklı bir anlamı da vardı benim için. Bana kısa cümleler kumayı öğreten, hüzünlü, mutlu, endişeli anlarımda bana hep destek veren, hıçkıra hıçkıra ağladığımda kafamı omzuna yasladığım, evlerindeyken beni evimde gibi hissettiren, eşi Perran Öztopçu bana ikinci annelik ederken; o ise ikinci babam dediğim, reklam yazarı, öykücü Kadri Öztopçu, Cevdet Kudret ödülleri'nde Öykü dalında ödül aldı o gün.
Kadri Hoca'nın eserinden Gelen Kim? isimli öykü seslendirilirken ise, bir ağlama aldı beni. Bunun nedeni, çok sevdiğim bir insanın başarısını paylaşmak mıydı? Biraz o. Fakat, daha çok öyküydü beni ağlatan. Tijen hanımın sesi ile dinlediğimiz öykü..
O günün anısına, ödül alan eserden bir kesit yazmak istedim..
Kuş Oltası - Gelen Kim?
............
'Suspus. O da, ben de. Öylece ediyoruz akşamı,karşılklı, bakışarak. Diyorum ki, ahir zaman suskunluğu. Ömrümüzün..'
Kadri Öztopçu-Kuş Oltası
O günün farklı bir anlamı da vardı benim için. Bana kısa cümleler kumayı öğreten, hüzünlü, mutlu, endişeli anlarımda bana hep destek veren, hıçkıra hıçkıra ağladığımda kafamı omzuna yasladığım, evlerindeyken beni evimde gibi hissettiren, eşi Perran Öztopçu bana ikinci annelik ederken; o ise ikinci babam dediğim, reklam yazarı, öykücü Kadri Öztopçu, Cevdet Kudret ödülleri'nde Öykü dalında ödül aldı o gün.
Kadri Hoca'nın eserinden Gelen Kim? isimli öykü seslendirilirken ise, bir ağlama aldı beni. Bunun nedeni, çok sevdiğim bir insanın başarısını paylaşmak mıydı? Biraz o. Fakat, daha çok öyküydü beni ağlatan. Tijen hanımın sesi ile dinlediğimiz öykü..
O günün anısına, ödül alan eserden bir kesit yazmak istedim..
Kuş Oltası - Gelen Kim?
............
'Suspus. O da, ben de. Öylece ediyoruz akşamı,karşılklı, bakışarak. Diyorum ki, ahir zaman suskunluğu. Ömrümüzün..'
Kadri Öztopçu-Kuş Oltası
4 Kasım 2010 Perşembe
Beko
Şu sıralar Beko'nun Tvc'sine takmış durumdayım. Hangi ajansın işidir. Nedir ne değildir bilmiyorum. Resmen insanı 'seduce' ediyor. Flört etmek istiyorsun marka ile. Jingle desen müthiş. Ürünün rasyonel faydası verilirken mizah var. 'Isıtıyor, pişiriyor, güldürüyor ooo ooo Beko'
Leziz bir iş. Tebrikler..
Leziz bir iş. Tebrikler..
Biraz dur. Biraz düşün. Hayır hayır. Biraz dur ama düşünme. Bir kez olsun düşünmeden dur.
Can Yücel'in bir yazısı vardı. Hepimiz hatırlarız. 'Bağlanmayacaksın hiçbir şeye körü körüne,o olmazsa yaşayamam demeyeceksin. Yaşarsın çünkü. Hiçbirşeyi sahiplenmeyeceksin, ile de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzü ile birleştiği yerleri sahipleneceksin.'
Bir an durdum dün. Boş boş bakındım bir süre. Yitirdiklerim, sahip olduklarım, olamadıklarım, hırslar, inatlar, yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, yaşadıklarımdan artan kalan ekmek kırıntılarını toplama çabam, bazen kurduğum gereksiz uzun cümleler, fırsatlar, fırsat gibi görünen safsatalar.
Nefes aldığımız kadar varız. Gerisi Humanshit.
Bir an durdum dün. Boş boş bakındım bir süre. Yitirdiklerim, sahip olduklarım, olamadıklarım, hırslar, inatlar, yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, yaşadıklarımdan artan kalan ekmek kırıntılarını toplama çabam, bazen kurduğum gereksiz uzun cümleler, fırsatlar, fırsat gibi görünen safsatalar.
Nefes aldığımız kadar varız. Gerisi Humanshit.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)