Metroya biniyorum. Takım elbiseli iki kişi daha biniyor. Birisi kadın. Kadın gergin. Adamsa daha rahat. Belli ki bir toplantıya gidiyorlar. Günün onlar için en verimli zamanları. Benim için? Derken, onlara çok baktım deyip, yeni örneklemler arayışına giriyorum. Metro sıkıcı ya! Ne yaparsın..
Başımı sağa çevirdiğimde, bacağıma baskı yapan bir çizim çantası olduğunu görüyorum. Yanımdaki kadına ait. Derken, yanımdaki kadını seçiyorum. Ayağından başına kadar süzüyorum. Ayakkabılar düz. Bir kadına göre o kadar düz ki! Femine'likten eser yok. Pantalon Kanvas, mora kaçıyor. İncecik kadın, o kadar ince ki çelimsiz denebilir. Bir yiyicek olsa bu kadın; kekrem dersin. Ellerine takılıyorum. Boyalı elleri. Fakat, tırnakları değil. O çizim-boyama her ne ise, çantayı görmesen işci zannedersin. Renkleri inceliyorum. Hep uçuk renkler. Mavi yoğunlukta, pembe, lila. Baskın değil. Tıpkı, kadın gibi silik..
Tırnakları yenmiş. Ojesiz..
Benim? O an benim de ojesiz. Silik.. Renksiz.. Neden? Aklıma bir çocuğun söylediği laf geliyor bir an. Neden boyamadın tırnaklarını? Senin yüzüden demek istiyorum. Sen aldın renklerini! ama diyemiyorum o vakit.
Sonra kadına tekrar bakıyorum. Bir an kendime çok yakın hissediyorum kadını. Sarılasım geliyor. Komik!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder