9 Aralık 2010 Perşembe

Umutsuz akıllılar ve kaygısız deliler

Gülmek ne güzel bir refleks. Çünkü herkes gülmüyor bu şehirde. Gülümsüyor. Bense kahkaha atmaktan bahsediyorum. Çatlayana kadar gülmekten. Gözlerinden yaş gelene kadar hatta. Hatta, küçük dilin görünene kadar.

Ortaköy'de bir öğlen, çaylarımızı yudumlarken, simide uzanan elimi yakalayıp, gözlerimin içine dikkatli dikkatli bakarak, eski bir dostum şöyle demişti
'Gözdeciğim soluna bak', solumda kendi kendi kendine göbek atan ve attıkça da kahkaha atan adama bakıp, gülümsemiştim. Tekrarladı arkadaşım 'dikkatli bak'.
Nasıl yani? 'Bu şehir ya adama durduk yerde göbek attırır. Ya da göbek atılacak yerde ağlatır. Kısaca, biraz deli olacaksın. Bırak, dünya senin kahrını çeksin'

Nerede bir deli görsem, Ortaköy'deki o an gelir aklıma. Aradan geçen yedi sene boyunca; İstiklal'de, Bomonti'de, evimizin önünde, mahallemizde, bir çok yerde gördüğüm o delileri, hep kıskandım.

Kaygısız delileri!
Etrafını umursamadan kahkaha atabilen delileri!

Şimdi ben, bir çok kişinin sahip olmak isteyebileceği şeylere sahip olan, yazan, çizen, naçizane okuyan, eleştiren, yeren, takdir eden, sözüm ona sosyalist, optimist ben. İdealist ben. Sadece ben değil, biz?

Onlar deli de biz akıllı mıyız?
Evet akıllılarız. Umutsuz akıllılar.

Kaygısız deli olmak için can atan umutsuz akıllılar..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder